Anasayfa Sohbet Muhabbet Sohbet Ekle    
 

   Diğer Linkler :  Sohbet odaları   |    Chat    |    Radyo   |    Sesli chat    |    Arkadas chat    |    Türk Chat    |    Dini Sohbet

 

Temel | Nasrettin Hoca | Namık Kemal

SohbetGenc.com

 
 
Karadeniz fıkraları
Latifeden hoşlanmam

 

Nasrettin Hocapazarda dalgın dalgın yürüyormuş.etrafında bulunan esnafları seyrederken tam bu sırada ensesine bir tokat geliyor. Nasrettin Hoca şaşırmış,tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş sonra toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş.

Birde ne görsün. Nasrettin Hocanın 2 katı Camış gibi bir adam. Nasrettin Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama.
Adam: - ben vurdum lan ne olacak sorun mu var demiş.
Nasrettin Hoca: - sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş
Adam: - ciddi vurdum napacan?!
Nasrettin Hoca: - Aman aman, iyi ki ciddi vurdun... Cunku Latifeden hiç hoşlanmam da ...
 

namaz

 

Nasrettin Hoca 1 gün Mescide gitmiş ibadet edecekmiş Nasrettin Hoca vaaz verirken demişki sağ tarafınızda melekler sol tarafınızda şeytan bulunur.

Bunu duyan Nasrettin Hoca namaz sonunda selam verirken sağa dönmüş meleklere esselamün aleyküm demiş sola dönüp şeytanlara miktirin l burdan deyip namazı bitirmiş.

 

Rüzgarın attığı adam

 

RÜZGARIN ATTIĞI ADAM:
Nasrettin Hoca 1 gün boş bir bostana dalar yolar temizler bostanda ne varsa marullar, domatezler, salatalar. Doldurur bir fileye, tam yükü yüklenecekken Hayvan gibi bir adam peyda olur. Adam: ne arıyorsun burada. Nasrettin Hoca bir düşünür ve cevabı bulur Der ki:

-Dün bir kuvvetli rüzgar çıkmıştı ya o attı beni buraya
-Demek seni buraya atan rüzgar peki ya bu domtezler marullar onları da hep rüzgarmı kopardı

-Evet biraz fazlaca esiyordu beni öteye beriye savurdu neye uğradığımı bilemedim bari şunlara tutunayımm dedim neye tutundum sa elimde kaldı.

Bunun üzerine bostancı kızar:

-Peki çuvala koyan da mı rüzgar söyle kim doldurdu çuvala bunu?
Nasrettin Hoca tatlı tatlı kaşır burnunu
sonra döner der ki:
-ilahioğlum işte ben de onu düşünüyorum ya......

Evlilik ne demek?

 

Nasrettin Hoca, evlilik ne demektir?

-Gunduzleri cifte hirlama, geceleri cifte horlama!
 

Allah Biliyor

 

Nasrettin Hoca 1 cimri tanidiginin evine gittiginde tanidigi ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmis. Nasrettin Hoca bayat ekmegi gözü kesmeyince sinirinden bali kasikla götürmeye baslamis. Ev sahibinin gözü yerinden oynamis :

-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanin içini siyirir, demis.

Nasrettin Hoca hiç ses çikarmadan bali bitirmis ve :

-Kimin içinin siyrildigini Rabbim biliyor, demis.
 

 

Dilenci

Dilenci: "Nasrettin Hoca Allah rızası için az bir sadaka verir misin ?" Nasrettin Hoca: "Az vermek şanımdan değildir."
Dilenci: "O halde çok verin."
Nasrettin Hoca: "O da senin şanından değildir."
ETMEZSEN ETME

Adamın biri, bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren adam daha sonra namazının kabul olması için Allah'a dua etmeye başlamış. - "Allahım sen namazımı kabul et." Ağaçtaki adam: - "Etmem", diye cevap vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: - "Allahım sen kıldığım namazı kabul et." - "Etmem." Adamın şaşkınlığı iyice artmış. Yine: - "Allahım sen namazımı kabul et", demiş. Ağaçtaki adam tekrar: - "Etmem", deyince adam sinirlenmiş. - "Etmezsen etme. Zaten abdestsiz kılmıştım."

AĞAÇ YÜRÜMEZSE

Nasrettin Hoca'ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Nasrettin Hoca'ya takılır ve sorarlar: - "Nasrettin Hoca senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Nasrettin Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: - "Her halde öyle olmalı." - "Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Nasrettin Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!" Nasrettin Hoca: - "Pekala şimdi size bir numara yapalım" der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; - "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Nasrettin Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: - "Ne oldu Nasrettin Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce Nasrettin Hoca: - "Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür", der.

SECDEYE KAPANIRSA

Bir gün Nasrettin Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Han Nuh Nebi'den kalma bir yer.. Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Nasrettin Hoca'nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında: - "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek!" diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: - "Ağzını hayra aç Nasrettin Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor!" demiş. Nasrettin Hoca'nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: - "Peki ama", demiş; "ya bu tavan boyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?"

BİZEDE UĞRADI

Nasrettin Hoca'ya dert yanıyorlar: - "Yahu Nasrettin Hoca senin karın çok geziyor." Nasrettin Hoca: - "Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrardı."

HZ. İSA

Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti Isa'nin göğün dördüncü katında olduğunu söylemiş. Vaazdan sonra, bir kadın Nasrettin Hoca'ya yanaşmış: - "Hazreti Isa, orada ne yer, ne içer?", demiş. Nasrettin Hoca'nın tepesi atmış: - "Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da, Allah'ın peygamberini sorarsın!"

SANANE

Bir gün Nasrettin Hoca eve doğru yürüyormuş, bir arkadaşı arkadan seslenmiş "aman Nasrettin Hoca gördün mü biraz önce geçen helva kazanı ağzına kadar doluydu". Nasrettin Hoca istifini bozmadan "bana ne" demiş. Arkadaşı, "ama Nasrettin Hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu, buna ne dersin?" demiş; Nasrettin Hoca yine istifini bozmadan "o zaman sana ne?" demiş.

BİR AYAK

Nasrettin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş. Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış. Bunu gören cami cemaati: - "Nasrettin Hoca bu nasıl namaz?" diye sormuş. Nasrettin Hoca: - "Bir ayağı abdestsiz namaz", diye cevap vermiş.

KANATLI DEVELER

Günlerden bir gün, Nasrettin Hocacamide vaaz verirken: - "Ey cemaat", der. "Allah, deveyi kanatlı yaratmadığı için hepimiz durmaksızın, sürekli şükredelim. Yoksa damlarımız çoktan başımıza yıkılmıştı..."

KUSUR ÇÖMLEKTE

Nasrettin Hocanın bir gün subaşıya işi düşmüş. Adam haraç ve rüşvet yiyen biriymiş. Nasrettin Hoca fakir, ne yapsın. Bir çömleğe toprak doldurmuş ve üstüne bal sıvamış. Gitmiş işini görmüş, ilamını almış, memnun. Ertesi gün kapısında bir adam bitmiş: - "Nasrettin Hoca demiş, subaşı ilamda bir kusur etmiş. Geri istiyor..." Nasrettin Hoca yutar mı: - "Kusura bakmasın evlat", demiş. "Kusur ilamda değil çömlekteydi."

GÜNAH

Bir Ramazan günü Nasrettin Hoca'nın gözleri susuzluktan afallamış. Dayanamayıp bir çeşmeye çaktırmadan yanaşmış. Tam suyunu içerken, bir köylü görmüş Nasrettin Hocayı: - "Aman Nasrettin Hoca, günah değil midir bu yaptığın!" - "Yıkıl karşımdan, Ramazan gider bir daha gelir, ama ben gidersem bir daha gelmem; ne günahı'"

PEYGAMBERİ KİM

Nasrettin Hoca bir gün Timur'un adamlarından birine sormuş: - "Sen hangi mezheptensin?" Adam elini göğsüne koyarak: - "Emir Timur!", demiş. Oradaki bir başkası: - "Nasrettin Hoca Efendi, bir de peygamberini sor bakalım", demiş. - "Gerek yok", demiş Nasrettin Hoca. "İmamı Topal Timur olursa, peygamberi de kesinlikle Barbar Cengizdir."

Tıp Bilgisi
Nasrettin Hoca'ya "tıp bilir misin" demişler.
- "Bilirim, hem de şöyle derim: ayağını sıcak tut, başını serin, bir iş bul kendine, düşünme derin."

Adam Olmak
Bir gün Nasrettin Hoca'nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:
- "Nasrettin Hoca, adam olmanın yolu nedir?" Nasrettin Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak
- "Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli"

Kasatura
Nasrettin Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca. Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der. İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi? Nasrettin Hocada :
- "Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?"

Dünyanın Dengesi
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- "Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne ola ki?" diye sorarlar. Nasrettin Hoca da:
- "Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulurda ondan."

Düğüm atmayı ihmal etme
Her baba gibi Nasrettin Hoca da kızının iyi yetişmesi için elinden gelen herşeyi yapmış. Nasrettin Hoca, kızına iğneye ip takmasına gelinceye kadar bütün bildiklerini öğretmenin sevincini yaşamaktaymış. Nihayet Nasrettin Hocanın kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba evinden ayrılıp dünya evi, diye tavsif edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve doğru bir hayli mesâfe almış. Bu sırada Nasrettin Hoca, koşa koşa gelin olan kızının arkasından gelip çok önemli bir şey unutmuşçasına kızının kulağına gizlice şöyle demiş:
- "Kızım, aman dikkat et! Sakın ola iğneye ip taktıktan sonra düğüm atmayı ihmal etme. Sonra dikiş tutturamazsın."

Gürültü
Nasrettin Hocanın kızı müthiş bir gümbürtü duyup seslenir:
- "Baba, bu ses nedir?"
- "Hiç kızım hiç, kavuk merdivenden yuvarlandı da."
- "A! baba, kavuktan bu kadar çok ses çıkar mı?
- "Çıkar kızım çıkar. İçinde ben olursam çıkar.

Nasrettin Hoca'nın Evi Yanıyor
Bir gün aniden Nasrettin Hoca’nın evi yanmaya başlar. Herkes neyi taşıyabildiyse yanan evden kurtarmaya çalışır. Bu sırada Nasrettin Hoca gülerek evine gelir. Bunu gören komşulardan biri daha fazla dayanamayarak şöyle sorar:
- “Nasrettin Hoca, senin evin yanıyor, sen de hiçbir şey olmamış gibi gülerek duruyorsun.” Fakat Nasrettin Hoca:
- “Tabii gülerim. Nihayet kendimi bu viran kulübeden kurtardım” der.

Gözlük
Nasrettin Hoca yatağından aniden doğrulur:
- "Kalk hatun, hemen gözlüklerimi ver." diyerek karısını kaldırır. Gözlükleri uzatan karısı buna anlam veremez:
- "Ne yapacaksın gözlükleri Nasrettin Hoca?" diye sorar. Nasrettin Hoca:
- “Sorma hanım bir güzel rüyadaydım ama bazı yerlerini gözlüğüm olmadan tam seçemedim.”

Kedi Nerede
Nasrettin Hoca oğluyla eve üç kilo et gönderir ve anana söyle akşama bunu yemek yapsın diye tembihler. Akşam eve gelir ve yemeği isteyince hanımı öğlen gelen misafirlere eti yedirdiğinden kedi yedi diye bir yalan uydurur. Nasrettin Hoca bu işe bozulur. Tutar kediyi kantara çeker bakar aşağı yukarı üç kilo gelir. Sonra karısına çıkışarak:
- "Eğer elimdeki etse, kedi nerede!?"

İkisinide Kabul
Nasrettin Hoca bir gün kızlarını ziyarete karar verir. Büyük kızının kocası çiftçidir ve tarlaya tohum ektiklerini bir kaç hafta içinde yağmur yağarsa kaldırılan mahsülden kazandıkları parayla kocasının kendisine elbise alacağını söyler. Küçük kızının kocası kerpiç ustasıdır ve bir çok kerpiç yaptıklarını ve bunları kurumaları için güneşe bıraktıklarını eğer bir kaç haftada yağmur yağmazsa kerpiçleri satarak kazanacakları para ile kocasının kendisine yeni bir elbise alacağını söyler. Nasrettin Hoca söylene söylene evinin yolunu tutar:
- "Birisi güneş istiyor, diğeri yağmur ama sonuçta Allah ikisine de istediğini verir.

Karanlık
Hava kararınca karısı Nasrettin Hoca'dan:
- "Efendi, sol tarafında fener olacaktı ver de yakayım." der. Nasrettin Hoca:
- "Karanlıkta ben nerden bileyim sol tarafım neresi!"

Gençlik, ihtiyarlık
Nasrettin Hoca'nın da bulunduğu bir mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan bahsediliyormuş. Herkes de insanın genç iken kuvvetli olduğunu, fakat ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini söylerler. Yalnız Nasrettin Hoca bunu kabul etmez:
- “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.” Hemen itiraz ederler. Ama Nasrettin Hoca bunu kabul etmez:
- “Tecrübemle biliyorum, ısrar etmeyin!” der,
- “Bu tecrübe nedir?”, diye merakla sorarlar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca şu cevabı verir:
- “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş vardır. Çok eski zamandan beri orada durur. Gençken kaç sefer denedim, ama yinede yerinden kımıldatamadım. Demek oluyor ki insan gençliğinde ne derece kuvvetli ise, yaşı ilerleyip ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet değişmiyor.”

Kaybolan Ayaklar
Çocuklar bir gün dere kenarında oynuyormuş. Nasrettin Hoca’yı gören çocuklar, ‘hadi Nasrettin Hoca’ya şaka yapalım’ demişler.Çocuklar ayaklarını birbirine dolaştırıp:
- "Nasrettin Hoca ayaklarımız karıştı, bulamıyoruz, demişler. Nasrettin Hoca şöyle bir bakmış eline bir sopa almış.Çocukların ayaklarına ufaktan dokunmaya başlamış. Çocuklar hemen ayaklarını çekmişler. Nasrettin Hoca:
- "Gördünüz mü? Nasıl da buldunuz ayaklarınızı, demiş.

Zaten
Nasıl olduysa Nasrettin Hoca eşeğinden düştü. Çocuklar etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Nasrettin Hoca:
- "Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var? Ben zaten inecektim."

Durumu Kurtarma
Nasrettin Hoca ne kadar uğraştıysa da bir türlü ata yardım alamadan binemeyince "hey gidi gençlik" der ve yola revan olur. Halktan uzaklaştıktan sonra, kendi kendine:
- "Senin gençliğini de biliriz ama neyse"

Çocukluğa Özlem
Günün birinde Nasrettin Hoca evine gidiyormuş. Yolda birkaç çocuğa rastlamış. Dinlenmek ve çocukları seyretmek için bir taşın üzerine oturmuş. Aniden bir çocuk Nasrettin Hoca’nın kavuğunu kapmış ve onu diğer çocuklara atmış. Nasrettin Hoca, kavuğunu geri almak için, öfkeyle fırlayıp çocukların arkasından koşmuş. Nasrettin Hoca, çocukların arkasından koşamayacak kadar yorulmuş ve kavuksuz olarak eve dönmüş. Karısı onu görünce çok şaşırmış ve sormuş:
- "Bey, kavuğun nerede?
- "Ah! Kavuk çocukluğunu özlemiş, şimdi komşu çocukları ile yolda oynuyor."

Eşeğe Ters Binme
Günün birinde Nasrettin Hoca, Sivrihisar’a gitmeye karar vermiş ve eşeğine binmiş. Fakat binerken hata yapmış ve eşeğin üzerine ters olarak oturmuş. Babası kızmış ama o kendini şöyle savunmuş:
- “Tek suçlu ben miyim? Neden eşeğe bağırmıyorsun? Eğer o ters dursaydı, ben de doğru binecektim.”

Kapı
Bir gün annesi ona:
- “Yavrum, dereye çamaşır yıkamaya gidiyorum. Ben gelinceye kadar sakın kapıdan ayrılma” der. Biraz sonra amcası gelir.
- “Git annene haber ver! Akşama size geleceğiz.” Küçük Nasreddin, amcası gider gitmez hemen evin kapısını çıkarıp sırtına yükler ve derenin yolunu tutar. Annesi, oğlunu sırtında kapı ile görünce büyük bir şaşkınlık içinde:
- “Oğlum bu kapı ne?” Nasreddin,
- “Sen bana kapıdan ayrılma dememiş miydin? İşte bende kapıdan ayrılmadım” der.

Minare
Küçük Nasreddin ve ailesi şiddetli bir depremden dolayı, Sivrihisar köyünü terk etmek zorunda kalmış. Vardıkları köyde ilk kez minareli bir cami görmüş. Küçük Nasreddin ezan okuyan müezzini görünce daha fazla dayanamamış ve:
- “Hey sen! Yardım için bağırdığını biliyorum. Fakat bunu, bu dalsız yüksek ağaca tırmanmadan evvel düşünmeliydin” diye bağırmış.

Güneş mi Yoksa Ay mı?
Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin’e sormuş:
- “Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?”
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Öğretmen bu cevaba gülmesine rağmen, uzun uzun düşünmüş.

Ayakkabılar Yol İçindir
Bir gün çocuklar, yüksek bir ağacın dibinde tartışmaya başlamışlar; “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. Nasrettin Hoca da ileriden görünmüş. Nasrettin Hoca’yı görür görmez, “bahse girişelim de çıkınca pabuçlarını çalalım” demişler ve koşup Nasrettin Hoca’ya, “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. “Sen ne dersin Nasrettin Hoca?” diye sormuşlar. Nasrettin Hoca, “ben çıkarım” demiş. “Peki” demişler, “yiğitsen çık da görelim”. Nasrettin Hoca pabuçlarını çıkarıp koynuna koymuş, ağaca tırmanmaya başlamış.
- “Nasrettin Hoca, pabuçlarını ne diye koynuna koydun?”
- “Ne olur, ne olmaz belki ağaçtan öteye bir yol görünür”.

Terzi
Annesi küçük Nasreddin’i terziye çırak olarak verir. Aradan iki yıl geçmiştir. Bir gün annesi oğlundan bir şeyler dikmesini isteyince, Nasreddin:
Anneciğim şimdiye kadar işin yarısını öğrendim, bu ise dikilmiş şeyleri sökmektir. Ömrüm yeterse terzi amca elbise dikmeyi de öğretecek.

Kazma Kılıfı
Çocuklar bir tek çizme bulup Nasrettin Hoca'ya getirmişler:
- "Bu nedir? Diye sormuşlar.
- "Bilmeyecek ne var? Kazma kılıfı!

Geç Yiğidim
Nasrettin Hoca Akşehir’de bir akşam evine dönerken karşıdan iri yarı bir köpeğin geldiğini görür. İster ki köpek kaçsın veya kenara çekilsin ama hayvan üstüne üstüne gelmekte. Korkutmak için köpeğe hoşt der ama ne çare ki köpek cevap olarak kocaman dişlerini göstererek hırlar. Nasrettin Hoca bakar ki iş kötü, pabuç pahalı hemen kenara çekilir ve hafifçe eğilerek köpeğe döner:
- “Geç yiğidim geç!...”

Komadılar
Nasrettin Hoca bir gün at pazarına gider, bir beygir almak ister. Buna bir katır getirirler, "beygirdir bunu al", derler. Nasrettin Hoca da, "bu katırdır, bilirim" dediği halde o kadar ısrar ederler ki Nasrettin Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Nasrettin Hoca da:
- “Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın ama beni bana komadılar”

O Bizden Daha Kirli
Nasrettin Hoca bir gün göl kenarında karısıyla birlikte çamaşır yıkamaya gider. Tam işe başlayacakları sırada bir karga gelir ve sabunu kaptığı gibi havalanır. Karısı:
- “Yetiş efendi sabunu kuş kaptı” dediyse de Nasrettin Hoca kılını bile kıpırdatmaz.
- “Telaşlanma hanım baksana kapkara olmuş zavallı, o bizden daha kirli, varsın temizlensin.”

Leylek
Nasrettin Hocaya yolda buldukları bir leylek getirmişler. Daha önce hiç leylek görmemiş olan Nasrettin Hoca uzun gagası ve bacaklarını çok yadırgamış. Tutup bir güzel kesivermiş onları. Sonra da yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:
- "Bak şimdi kuşa benzedin.

Kurdun Kuyruğu
Nasrettin Hoca ve arkadaşı kurt avına gitmiş. Arkadaşı kurdun inine girmiş, Nasrettin Hoca da inin önünde bekliyormuş. O sırada kurt inine geri dönmüş. Nasrettin Hoca'da kurt içeri girerken kuyruğundan yakalamış. Kurt eşinmeye başlamış, ortalık toz duman içinde kalmış. Nasrettin Hoca'nın arkadaşının gözüne toz gitmiş. Onun bir şeyden haberi olmadığından içerden bağırmış.
- “Nasrettin Hoca bu toz duman da neyin nesi? Nereden geliyor?” Diye sorunca, Nasrettin Hoca demiş ki:
- “Eğer kurdun kuyruğu koparsa, tozun nereden geldiğini anlarsın”

Göl Kuşları
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğine binmiş, uzak bir yere gidiyormuş. Hava çok sıcak olduğundan eşek yorulmuş ve susamış. Bir göl görmüş ve eşeği sulamak ve dinlendirmek için göle doğru sürmüş, eşek de suyu görünce koşmaya başlamış ve nerdeyse Nasrettin Hocayı düşürecekmiş. Göl kenarına gelince eşek göldeki kurbağalardan ürkmüş ve durmuş. Nasrettin Hocada düşmediği için sevinerek, eşekten iner ve cebinden çıkardığı bozukluk paraları göle atarak;
- “Aferin göl kuşları. Bu parayla helva alıp yeyin”

Sıkarken Öldü
Nasrettin Hocabir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı Nasrettin Hocaya:
- “Nasrettin Hoca kediyi yıkama ölür.” demiş. Nasrettin Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış. Arkadaşı dönüşte Nasrettin Hocayı tekrar yolun kenarında görmüş. Kedi ölmüştü. adam:
- “Nasrettin Hoca ben size kediyi yıkamayın ölür demedim mi? demiş. Nasrettin Hoca:
- “Ben kediyi yıkarken ölmedi ki sıkarken öldü.”

Düşünür
Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama Nasrettin Hoca sorar.
- "Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?
- "Nasrettin Hoca bu kuşa papağan derler ve ve insan gibi konuşur." Bunu diyen Nasrettin Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner ve başlar bağırmaya.
- "Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll!" Herkesten çok papağan satan şaşar bu ise ve sorar.
- "Nasrettin Hoca 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?"
- "Sen 50 ye satıyorsun ama"
- "Dedim ya Nasrettin Hoca benim kuş konuşur ama"
- "Öyleyse, benimki de düşünür!"

Aynı Fikir
Nasrettin Hoca, gençliğinde, cimriliği ve kıskançlığı ile tanınmış olan bir adamın kazlarından birini yolda yakalayıp cübbesinin altına saklamış. Epeyce yol aldığı halde hayvancağız hiç sesini çıkarmamış. Nasrettin Hoca, bir ara “Şu kaza bir bakayım, öldü mü, kaldı mı?” diyerek cübbesinin ucunu kaldırmış. Bu sırada kaz, gagasını açarak sanki “sussss!” der gibi ses çıkarmaya başlamış:
- "Tısss, Tısss! Nasrettin Hoca, hemen cübbesini örtmüş ve:
- "Aferin kaz oğlu, ben de sana bunu tembih edecektim!..."

Tarifi Bende
Günün birinde Nasrettin Hoca et yemeği yemek ister. Kasaptan bir kilo et satın alır. Tarifi kağıda yazıp cebine koyar. Evine giderken, bir karga Nasrettin Hoca’ya doğru uçar, eti kapar ve kaçar. Nasrettin Hoca çaresizdir. Ama hemen elindeki tarifi hatırlar ve tarifi cebinden çıkartarak kuşa doğru bağırır:
- “Hey, aptal karga tarifi unuttun!

Klavuz Horoz
Nasrettin Hoca köyünde en yakın kasabaya tavuklarını götürmek için kafese koyar. Yola koyulduktan sonra kendi kendine:
- “Bu cehennem sıcağına zavallı tavuklar dayanamazlar. Onları kafesten çıkarıp salıvereyim!” diye düşünür. Fakat tavukları salar salmaz hepsi dört bir tarafa dağılıvermişler. Nasrettin Hoca küplere biner ve horozu yakalar:
- “Sen ne biçim kılavuzsun? Güneş doğmadan önce karanlıkta ötmesini biliyorsun da güpegündüz o şehrin yolunu nasıl bilmezsin?”

Yas
Nasrettin Hoca’nın tavuğu kaybolmuş. Bir siyah bez bulmuş, parça parça kesmiş, her parçayı delip diğer kalan her tavuğun boynuna takmış. Bunları görenler,
- “Nasrettin Hoca bu ne?”
- “Analarının yasını tutuyorlar,” demiş.
Nasrettin Hoca


Yarasaydı, sahibine yarardı
At nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Nasrettin Hoca, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?”
Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan Nasrettin Hoca, bu sefer farklı bir yöntemle cevap vermiş:
- “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”

Nasrettin Hoca ile Hakim
Nasrettin Hoca, Sivrihisar'da hatip iken, Hakim ile kavga eder, gün olur hakim döşeğinde ölümle pençeleşmeye başlar. Yakınları Nasrettin Hocaya:
- "Gel, telkin ver", derler. O da:
- "Başka bir Nasrettin Hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!" der.

Kime İtimat
Nasrettin Hoca, altını çize çize "Hiç bir dünyevi işle iştigal etmedim" diyor ya!.. Bunu duyan biri:
- “Nasrettin Hoca, demiş, sen bu ailene neyle nasıl bakıyon Allah aşkına yaaav? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?.." gibi soruları sıralamaya başlamış. Nasrettin Hoca Talak Suresi 3. ayetini okuyarak:
- “...kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter...bir de ona, ummadığı yerden rızık verir, ” diye cevap vermiş, fakat adam tatmin olmamış:
- “Nasrettin Hoca, amenna, amenna da... Neyinen geçiniyoooon? diye tekrar sormuş. Nasrettin Hoca bu kez de, Zümer süresi, 36. ayetle cevap vererek;
- “Allah kuluna kafi değil mi?” demiş, adam yine aynı densizlikle:
- “Nasrettin Hoca, amenna, anladık, Allah kuluna kafi de... Sen neyinen geçiniyooon?” diye üstelemiş. Nasrettin Hoca da dayanamamış ve latife babında:
- “Şu kadar hanım, bu kadar hamamın var!..” gibilerinden olmayan şeylerini saymaya başlayınca adam:
- “Hah, demiş şimdi oldu işte canım!..” deyince, Nasrettin Hoca'nın tepesi atıvermiş:
- “Allah'a itimat etmiyon, hana hamama itimat ediyon sen! Çabuk, tövbe et hergele!.."

Ne Tarafa Döneyim
Nasrettin Hoca Akşehir sokaklarında yürürken bir gençler kendisini durdurur ve sorar:
- “Nasrettin Hoca, namaz kılarken kıbleye doğru döneriz. Acaba abdest alırkende kıbleye mi dönmeliyiz?” Nasrettin Hocaız aslında hazır kıbleye doğru dön diyecek ama Akşehir gençlerinin kendisine zaman zaman oynadığı oyunları hatırlayarak:
- “Ceketin, çorabın, ayakkabın, şapkan yani elbiselerin ne tarafta ise o tarafa dön!“

Müjde
Yolda bir tanıdığı Nasrettin Hoca’ya:
- "Bir oğlun oldu, müjdemi isterim! demiş." Nasrettin Hoca:
- "Allah’a bin şükür ama, demiş, benim oğlum oldu, bundan sana ne?"

Minare Yapımı
Nasrettin Hoca, Akşehir'de dolaşırken yanına daha önce hiç minare görmemiş bir adam yaklaşır.
- "Bunları nasıl yapıyorlar," diye sorar. Nasrettin Hoca ciddiyeti bozmadan:
- "Bunu anlamayacak ne var? Kuyuların içini dışına çevirirler, olur sana bir minare!"

Secdeye kapanırsa
Bir gün Nasrettin Hoca, bir handa gecelerken tavandaki tahtalardan gıcırtılar gelmeye başlamış, hancıya
- "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!" diyecek olmuş ama hancı sözü şakaya boğarak;
- "Ağzını hayra aç Nasrettin Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hak'ka tespih çekiyor!" demiş. Nasrettin Hoca da:
- "Ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!"

Çömlek Hesabı
Nasrettin Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atmaktadır. Oğlu muziplik olsun diye içine bir avuç daha taş koyar. Bir zaman sonra cemaat:
- "Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye sorarlar. 65 tane taş sayan Nasrettin Hoca 45'i der. Hiç Ramazan'ın 45 olur mu?" diye itiraz ederler.
Nasrettin Hoca, biraz şaşkın biraz da kızgın bir ifadeyle:
- "Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan'ın 65'i!"

Ne Dediysem O
Çok bilmiş komşusu Nasrettin Hocayı sınamaya kalkmış.
- "Nasrettin Hoca sen her şeyi bilirsin.
- "Söyle bana Dünyanın merkezi neresidir?" Nasrettin Hoca, adamın niyetini hemen anlamış:
- "Tam bulunduğun yerdir." diye yapıştırmış cevabı.
- "Aman Nasrettin Hoca! Nasıl olur?" demiş adam. Nasrettin Hoca kızar gibi yapmış.
- "Adam! Sordun, söyledik. İnanmazsan alır cetveli ölçersin."

Dünyanın Dengesi
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- "Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne ola ki?" diye sorarlar. Nasrettin Hoca da:
- "Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulurda ondan."

Kürsüde
Nasrettin Hoca bir gün vaaz vermek için kürsüye çıkmış. Fakat olacak bu ya, aklına hiçbir şey gelmemiş. Oturmuş, oturmuş, nihayet
- “Ey cemaat size söylemek için aklıma bir şey gelmiyor desem ne dersiniz?” Oğlu da kürsünün dibinde oturuyormuş. Hemen ayağa kalkıp
- “İlâhi baba, hiçbir şey aklına gelmiyorsa, kürsüden aşağı inmekte mi aklına gelmiyor.”

Allah Taksimi mi? Kul Taksimi mi?
Çocuklar, mahallede birbirlerine girmişler. Kavga döğüş, kıyamet!... Ele geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış. Kavganın kızıştığı bir sırada Nasrettin Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar koşarak ona başvurmuşlar:
- "Nasrettin Hoca Efendi, ne olur, şunları bize güzelce bölüştürüver!"
Çocuklar bir kenara çekilmişler. Nasrettin Hoca geçmiş cevizlerin başına:
- "Çocuklar demiş, Allah taksimi mi istersiniz, yoksa kul taksimi mi?"
Çocukların hepsi birden:
- "Allah taksimi, Allah taksimi!" diye bağırmışlar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca bir avuç ceviz alıp bir çocuğa vermiş. Arkasından iki cevizi bir başkasına, birkaç avucu ötekine, beş altı taneyi berikine... Bazı çocuklara da hiç vermemiş. Çocuklar Nasrettin Hoca’ya itiraza başlamışlar.
- "Bu nasıl taksim Nasrettin Hoca Efendi, haksızlık ettin!" demişler. Nasrettin Hoca da:
- "Çocuklar, siz benden Allah taksimi istemediniz mi?... Allah taksimi böyledir. O, dilediğine az, dilediğine çok verir, hiç vermediği de olur, herkes kısmetine boyun eğer!"

Tek Ayak
Nasrettin Hoca, abdest alırken suyu bitmiş. Bunun için tek ayağını yıkayamamış. Namaz esnasında tek ayağı üzerinde duruyormuş.
Neden tek ayak üzerinde duruyorsun? Diye sormuşlar. Nasrettin Hoca şöyle cevap vermiş:
- Bu ayak abdestli değildir.

Lütfunda hoş, kahrında
Günün birinde uzun bir yolculuktan dönen Nasrettin Hoca, güneş altında koşmaktan yorulur ve dua etmeye başlar.
- "Aman Allah’ım çok yoruldum, daha fazla yürüyemiyorum. Lütfen bana bir eşek gönder." Kısa bir zaman sonra yanında eşek de taşıyan bir atlı gelir. Nasrettin Hoca buna çok sevinir. Atlı yaklaşınca Nasrettin Hoca’yı görür ve ona şöyle der:
- "Hey sen tembel adam! Niçin burada oturuyorsun? Bak benim eşek yolculuktan ve sıcaktan bitkinleşti. Buraya gel ve eşeğin yükünü şehre kadar taşı!" Önce Nasrettin Hoca itiraz etmek ister, fakat adamın kendisini döveceğini hissedince korkar. Böylece Nasrettin Hoca eşeğin yükünü şehre kadar taşımaya razı olur. Yorucu birkaç saatten sonra şehre varırlar. Genç adam Nasrettin Hoca’yı dışarıda bırakarak hana girer. Bunu gören Nasrettin Hoca yorgunluktan yere yığılır ve şöyle dua eder:
- "Allah’ım, artık çok şey öğrendim. Bundan sonra dualarımda dikkatli olacağım."

Yağmurdan Kaçıyormuş!
Bir gün, bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, Nasrettin Hoca da evinin penceresinde oturarak sokağı seyrediyormuş. Bir ara dostlarından birini, cübbesinin eteklerini beline dolayarak koşa koşa evine giderken görmüş ve pencereyi açarak seslenmiş:
- “İnan olsun ki çok ayıp! Senin gibi aklı başında, olgun bir adam, Allah’ın rahmetinden kaçar mı?...” İçinden Nasrettin Hoca’ya hak veren adamcağız, bu sefer ağır ağır yürümeye başlamış; fakat tepeden tırnağa ıslanmış olarak evine varınca, Nasrettin Hoca’nın oyununa uğradığını anlamış. Günün birinde Nasrettin Hoca yolda yağmura tutulmuş; koşar adım evine yönelmiş. Birkaç gün önce kendisiyle alay ettiği ahbabının evi önünden geçerken adamcağız “taşı gediğine koymanın tam zamanı” diyerek, evin penceresinden Nasrettin Hoca’ya bağırmış:
- “Nasrettin Hoca, Nasrettin Hoca, Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana?” Nasrettin Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş:
- “Hay anlayışsız, hay!... Ben rahmetten kaçmıyorum; tam tersine yere düşen rahmetleri çiğnememek için koşuyorum!..."

Büyük Farklılık
Nasrettin Hoca, namaz kıldırıp vaaz vermek ve biraz para elde etmek için üç günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Nasrettin Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi kendisi okumuş. Nasrettin Hoca’ya bir satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı kendi de yazmış. Sonra demiş ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne hacet, aramızda ne fark var?” Nasrettin Hoca:
- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark var; ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatıyorsun.

Kıyamet
- Kıyamet ne zaman kopar? Diye Nasrettin Hoca’ya sormuşlar, O'da:
- "Hangi kıyamet?" demiş.
- "Kıyamet kaç tanedir?' demişler.
- "Aslında kıyamet iki tanedir. Kişinin kendi ölümü küçük kıyamet, dünyanın parçalanması ise büyük kıyamettir. Bizim ev için sorarsan karım ölürse küçük kıyamet. Ben ölürsem büyük kıyamet!" diye karşılık vermiş.

Ezan
Nasrettin Hoca bir gün hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyormuş.
- “Niçin hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyorsun? Diye birisi bağırmış. Nasrettin Hoca şöyle inandırıcı bir cevap vermiş.
- “Bakalım sesim nerelere kadar varıyor diye dinlemeye gidiyorum.

El Yazısı
Nasrettin Hoca iyi bir eğitim görmüştü. Bölgenin en iyi okullarına gitmişti. Bunu bilen ve okuma yazma bilmeyen bir komşusu bir gün Nasrettin Hoca’ya gelmiş:
- “Nasrettin Hoca” demiş. “Oğlum Konya’da. Ona bir mektup yazar mısın?” Nasrettin Hoca da:
- “Ben Konya’ya gidemem” demiş.
- “Sana, Konya’ya git demedim mektup yazmanı istedim.” Nasrettin Hoca:
- “Benim el yazımı benden başka kimse okuyamayacağında mektubu okumak için kendim gitmeliyim.”

Doksan Dokuz
Bir devirde Nasrettin Hoca büyük bir para sıkıntısına düşmüş. Ne yapsın? Başlamış gece gündüz evinde yüksek sesle dua etmeye:
- “Yarabbim, bana yüz altın ver! Doksan dokuz olursa asla kabul etmem...” Onun durmadan böyle dua ettiğini duyan zengin bir komşusu merak etmiş. Yanına doksan dokuz altın alarak görünmeden Nasrettin Hoca’nın damına çıkmış. Tam Nasrettin Hoca aynı duayı sayıklarken başlamış bacasından teker teker altınları atmaya. Nasrettin Hoca, bacasından altın yağmaya başladığını görünce, Allah’ın nihayet duasını kabul ettiğine inanarak koşmuş. Başlamış altınları toplamağa... Bir taraftan da sayarmış. Altınların sayısı doksan dokuz olunca:
- “Buna da şükür Allah’ım! Varsın doksan dokuz olsun! Diyerek altınları cebine indirmiş.” Bacanın tepesinde bu işin sonunu bekleyen zengin komşu hemen telâşlanmış. Yukarıdan seslenmiş:
- “Nasrettin Hoca! Nasrettin Hoca! Hani altınlar doksan dokuz olursa kabul etmeyecektin! Oldu mu ya!” Nasrettin Hoca pişkin bir tavırla şöyle cevap verir:
- “Doksan dokuz altını veren Allah, elbette birini de verir.”

İmtihan
Karısı ve dört çocuğuyla beraber tek göz evde yaşayan bir adamı ziyarete giden Nasrettin Hoca halinden şikayet eden adama, kendisine yardım edeceğini ama öncelikle bir şartı yerine getirmesi gerektiğini söyler. Adam hemen kabul eder ve sarılıp Nasrettin Hoca'nın ellerini öper. Nasrettin Hoca, adama eşeğini, keçisini ve tavuklarını da evin içine almasını ve haftaya kendine gelmesini söyleyince adam önce buna şaşırsa da Nasrettin Hoca'nın bir bildiği vardır deyip çaresiz kabul eder. Ertesi hafta gelen adam bir haftada canıma tak etti Nasrettin Hoca ne yapacağız şimdi der. Nasrettin Hoca, gayet sakin eşeği evden çıkarmasını ve haftaya tekrar gelmesini söyleyip adamı gönderir, diğer hafta keçiyi sonrada tavukları evden çıkarttır. Sonunda adam gelerek:
- "Allah senden razı olsun Nasrettin Hoca sanki dünyaya yeniden doğmuş gibi oldum."

Tanrı Misafiri
Nasrettin Hoca bir gün evinde uğraşırken, gücü kuvveti yerinde fakat utanmadan aylak aylak gezen bir adam, Nasrettin Hoca'nın kapısını çalar ve tanrı misafiri olduğunu söyleyince, Nasrettin Hoca elindeki işini bırakıp benimle gel diyerek adamı Akşehir’in merkezine getirir ve camiyi işaret ederek:
- "Sen yanlış kapıyı çaldın adamım eğer tanrı misafiriysen bak işte tanrının evi orası!"

Hazırlık
Nasrettin Hoca’yı siyah cübbe giymiş halde gören biri sorar:
- “Hayrola Nasrettin Hoca cenaze mi var?” Nasrettin Hoca:
- “Cenaze yok ama ben hazırlıklı olayım dedim.”

Dolana Kadar
Nasrettin Hocaya sormuşlar:
- “Nasrettin Hoca bu insanların doğup ölümü ne zamana kadar böyle sürecek?”
- “Cennet ve cehennem dolana kadar.”

Nefesin Gücü
Keçisi yaralanan adama komşuları yaraya katran sürmesinin iyi geleceğini söylerler fakat katrana para vermek istemeyen uyanık adam bizim Nasrettin Hoca’nın yanına gelerek:
- “Nasrettin Hoca sizin nefesiniz kuvvetlidir. Bir okusanız da şu keçimin yarası iyileşse.” Diye ısrar edince Nasrettin Hoca dayanamaz:
- “Tamam senin istediğin gibi olsun, bir şeyler okuyalım ama çabuk iyileşmesini istiyorsan benim nefesime biraz katran karıştırman lazım!”

Saygı
Bir gün Nasrettin Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan talebeleriyle birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü öğrencilerine dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Nasrettin Hoca şöyle der:
- "Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!

Tedbir
Adamın biri Nasrettin Hoca’dan bir hafta sonra kesinlikle vereceği sözüyle bir miktar borç ister. Nasrettin Hoca parasını geri alacağından ümitsiz nasıl olduysa parayı istemeyerek vermiş bulundu. Bir hafta sonra adam sözünde durunca Nasrettin Hoca bu işe çok şaşırdı.Bir zaman sonra aynı adam:
- “Nasrettin Hoca bak geçen sefer tam zamanında borcumu ödemiştim bana tekrar borç verir misin?” Nasrettin Hoca:
-“ Kusura bakma arkadaş geçen sefer beni çok şaşırttın. Tekrar eski fikrime dönmek istemem.”

Herkesi Memnun Edemezsin
Nasrettin Hoca komşu köye gitmek için yola çıkar. Yolda bunları gören bir köyün delisi gülerek:
- “Nasrettin Hoca eşeğin boşta ama siz yürüyorsunuz.” Deyince Nasrettin Hoca hemen oğlunu eşeğe bindirmiş giderken yolda karşılaştıkları bir ihtiyar:
- “Ayıp kardeşim, ihtiyar babasını yürütüyor kendi eşeğe binmiş.” Diye Nasrettin Hoca’nın oğlunu yadırgar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca eşeğe kendi biner. Biraz sonra bir grup kadın karşılarına çıkar:
- “İnsaf et Nasrettin Hoca el kadar çocuğu yürütüyorsun kendin eşeğe biniyorsun.” Derler. Nasrettin Hoca tutar oğlunun elinden ve arkasına oturur ve beraber yola devam ederken katırcı ile karşılaşırlar katırcı:
- “Yazık Nasrettin Hoca zavallı bir eşeğe bu sıcakta iki kişi binilir mi hiç?” Sonunda Nasrettin Hoca dayanamaz hayatta bir kişinin herkesi memnun etmesi mümkün değildir der ve oğluyla birlikte eşeği sırtlanıp giderler.

İleri Dönük
Komşu kasabaya hamama giden Nasrettin Hoca'yı tanımayan hamamcı Nasrettin Hoca'nın sade kıyafetine bakıp pek itibar etmez. Eski bir havluyla pörsümüş bir sabun verir fakat Nasrettin Hoca çıkışta giyimine göre hiç beklenmeyecek şekilde hamamcıya ve çalışanlarının her birinin eline birer altın sayınca hepsi şaşırır. Ertesi hafta yine gelen Nasrettin Hoca'ya pek itibar ederler, en güzel havlulardan ve parfümlü sabunlardan verirler. Bir güzel yıkarlar, keselerler, masaj yaparlar fakat Nasrettin Hoca çıkışta geçen hafta aldıkları gibi altın geleceği için avucu kaşınarak bekleyen sadece hamamcıya değeri düşük bir bakır para vererek:
- "Geçen hafta verdiğim altınlar bu haftaki ücrettir, bu bakır para ise geçen haftanın." der.

Turşucu
Nasrettin Hoca turşuculuk yapıyormuş.
- “Haydi turşucu geldi, turşucuuuu...” diye bağırdığında eşeği anırıyormuş. Durum bir kaç defa tekrarlanınca Nasrettin Hoca, Karakaçan’ın kulağına eğilmiş:
- “Yeter be! Turşuyu sen mi satıyorsun yoksa ben mi?!”

İnek
Nasrettin Hoca dişten tırnaktan arttırıp kara gün için biraz para biriktirmiş. Parayı bir keseye doldurup ağzını sıkıca bağlamış. Önce bahçesinin bir köşesine gömmüş. Ama içi rahat etmemiş, hırsız gömdüğü yeri bulacak endişesine kapılmış ve keseyi oradan alıp başka yere gömmüş...Orayı da beğenmemiş bu kez başka yere gömmüş. Derken bahçede neredeyse kazmadığı yer kalmamış. Nereye gömse gönlü bir türlü rahat etmiyor, “burasını da hırsız bulur” diyormuş. Öyle şaşkın şaşkın elinde para kesesi bahçenin ortasında düşünüp dururken gözüne köşedeki tümsek ilişmiş. “Tamam, demiş, tam yerini buldum.” Para kesesini uzun bir sırığın ucuna iliştirip o tümseğe çakmış. Kendi kendine, “hırsız kuş değil ya, sırığın tepesindeki para kesesini alsın,” diyerek evine gitmiş. Nasrettin Hoca bütün bunları yaparken, meğer adamın biri kendisini gözetliyormuş. Nasrettin Hoca eve girer girmez adam bahçeye atlamış. Sırığı çıkarıp ucundaki para kesesini aldıktan sonra da tepesine biraz sığır pisliği sürerek eski yerine çakmış ve çekip gitmiş. Gel zaman, git zaman Nasrettin Hoca’ya para gerekmiş. Bahçeye gelip bakmış ki sırığın ucundaki para kesesi yerine sığır pisliği var. Başını iki yana sallayarak kendi kendine söylenmiş:
- “Allah Allah, ben buraya adam çıkmaz diyordum, nasıl oldu da inek çıkabildi?”

Alış - Veriş
Nasrettin Hoca bir gün heybe almak için pazara gider. Güzel bir heybe görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir heybe dikkatini çeker:
- "Kaç akçe şu heybe muhterem?"
- "2 akçe Nasrettin Hoca."
- "Aldım gitti," diyen Nasrettin Hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:
- "Nasrettin Hoca. Bu heybe 2 akçe. Sen 1 akçe verdin." Nasrettin Hoca sinirlenir:
- "Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe verdim. Sonra da 1 akçelik heybe bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden neyin parasını istersin!

Yelpaze
Nasrettin Hoca, geçim sıkıntısından tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya başlamış. Müşteriler yelpazeyi kullanıp denemiş, tüyler hemen dağılmaya başlamış.
- “Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz tüyleri dökülmeye başladı,” demişler. Nasrettin Hoca :
- “Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi sıkı tutarak, başınızı iki tarafa sallarsanız olur”

Vade
Adamın biri Nasrettin Hoca'dan, vade ile para ister. Nasrettin Hoca duraklar: "Benden sana bol bol vade, parayı da başkasından iste!".

Peşin Para
Nasrettin Hoca bir komşusundan ödünç para almıştı. Borcunu vaktinde ödeyemedi. Alacaklı bir gün kapısını vurdu:
- "Kusura bakma Nasrettin Hoca Efendi, alacağımı istemeye geldim." Nasrettin Hoca’nın o anda kesesinde bir akçesi bile yoktu. Komşusuna:
- "Bak şu bahçenin kenarındaki çalıları görüyor musun? Buradan geçen koyunların yünleri bu çalılara takılacak. Bu yünleri toplayacağım. Eğirtip iplik yaptıracağım. İpliği satıp sana borcumu ödeyeceğim." Nasrettin Hoca’nın yine şakalaştığını sanan komşusu gülmeye başladı.
- “Alem adamsın Nasrettin Hoca!” der. Alacaklının güldüğünü görünce Nasrettin Hoca da:
- “Peşin parayı görünce nasıl da gülersin değil mi!”

Kırk Yıllık
Nasrettin Hoca'dan sirke isteyen komşusuna benim sirke kırk yıllıktır bunun için veremem deyince adam:
-"Olsun Nasrettin Hoca ne eksilir biraz versen?" der ama Nasrettin Hoca yaman bir defa sirke vermeyecek ya:
-"Hiç olur mu efendi her gelene biraz versen kırk yıl sirke elde kalır mı?"

Katır
Nasrettin Hoca bir gün pazara gider, bir at almak ister. Bir katır getirirler, bunu al, derler. Nasrettin Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Nasrettin Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Nasrettin Hoca da:
- "Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar" der.

Ticaret
Nasrettin Hoca 10 akçeye aldığı 10 odunu, 9 akçeye satıyormuş
-"Nasrettin Hoca bu ne iştir hiç böyle ticaret olur mu?" demişler. Nasrettin Hocada
-"Önemli olan işi nasıl yaptığın değil, insanların seni iş yaparken görmesidir."

Karşılık
Yedi kör, nehirden karşıya geçirmesi için Nasrettin Hoca'yla adam başı iki akçeye anlaşırlar. Akıntının arttığı bir yerde ikisi suda kaybolunca körler Nasrettin Hocaya çıkışır. Nasrettin Hoca da:
-"Ne bağırıyorsunuz dört akçe eksik verirsiniz".

Cimri
Cimrinin biri çaya düşmüş. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Nasrettin Hoca seslenmiş:
- "Yahu! o vermeyi bilmez.'Elimi al' diye bağırsanıza."

Göl Maya Tutar mı?
Nasrettin Hoca göl kenarında oturmuş. Elinde yoğurt kasesi.Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş:
- "Nasrettin Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı?"
- "Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !

Bu Mümkün Değil
Nasrettin Hoca, bir ara, zeytin satmaya heveslenmiş. Bir küfe zeytin alarak pazarda satmaya başlamış. Kadının biri zeytin küfesine yaklaşıp fiyatını sormuş ve zeytini pahalı bulmuş. Nasrettin Hoca:
- “Hele bir tane ye de tadına bak!...” demiş. Kadın:
- “Baksam ve beğensem bile peşin para ile alacak değilim.” Deyince, Nasrettin Hoca:
- “Canım sen yabancı mısın? Rahmetli kocanla dostluğumuz vardı. Ne olacak, sonra verirsin parasını! Lakin şu zeytinden bir tane tad da gör!..” Demiş. Kadın ise nazlanmakta devam etmiş:
- “İmkânsız, bugün oruçluyum. Üç yıl önce Ramazanda hastalanmıştım da bir hafta oruç tutamamıştım. Bugünlerde o borcumu ödüyorum.” Bu söz üzerine Nasrettin Hoca, başını sallamış:
- “Haydi, güle güle git! Ben vazgeçtim bu alışverişten. Zira Allah’a olan borcunu üç yıl sonra ödeyen bir kimse, kulun zeytin borcunu kim bilir ne zaman verir!...”

Ödül
Nasrettin Hoca bir gün yeni aldığı güzel ve çok pahalı sarığını kaybeder. Bir arkadaşı sorar:
- “Nasrettin Hoca sarığın kaybolmasına çok mu üzüldün?”
- “Hayır. Sarığımın tekrar geleceğini adım gibi biliyorum. Çünkü sarığımı bulana yarım gümüş vereceğim.”
- “Bu kadar az bir ödüle karşılık senin sarığını bulan adam eminim o sarığı geri getirmez. Zira senin sarığın en azından 90 gümüş eder. Anladın mı Nasrettin Hoca?”
- "Evet, işte ben de bunu bildiğim için herkese sarığımın değersiz bir sarık olduğunu ilân ettim ya!”

Kara Tavuk
Nasrettin Hoca, kümesindeki bir kara tavuğu, pazara götürüp satmak ister. Adamın biri alıcı olur, tavuğu şöyle bir gözden geçirdikten sonra:
- "Rengini beğenmedim, beyaz olsaydı satın alırdım!...der. O anda Nasrettin Hoca’nın aklını bir kurnazlık gelir, bakkaldan hemen iki kalıp sabun alarak hayvanı yıkamağa başlar. Tabii, hayvanın tüyleri yine simsiyah kalır. Nasrettin Hoca, kendisini hayretle seyreden müşteriye dönerek:
- "Aferin boyacıya!.. Hiç de cimri değilmiş; öyle has, öyle bol boya kullanmış ki hayvanın rengini ağartmak mümkün olmadı!... der." Bu söz, müşteriyi güldürür ve müşteri tavuğu satın alıverir.

Taşıma Parası
Nasrettin Hoca, yükte ağır pahada az birtakım eşyasını bir hamalın sırtına vurup giderken kalabalık bir yerde adamı gözden kaçırır. Sağa sola bakınır, arar, sorar; ortalıkta yok! On gün sonra, hamala rastlar. Nasrettin Hoca, var gücüyle kaçmaya başlar. Bunu görenler daha sonra Nasrettin Hoca’ya kaçışının sebebini sordukları zaman şu cevabı alırlar:
- “Adamın sırtına on gün önce benim yükü taşıyorken kaybettim. Ya benden on günlük taşıma parası isteseydi halim nice olurdu?...”

Öğüte Değil Paraya İhtiyacım Var
Günün birinde Nasrettin Hoca sevdiği zengin arkadaşı Ali’yi ziyaret etmiş. Nasrettin Hoca arkadaşına:
- “Bana biraz borç para ver?” demiş.
- “Ne için?” diye sormuş arkadaşı.
- “Yüz kuzu satın almak istiyorum”, demiş Nasrettin Hoca.
- “Şayet paran yoksa, kuzuları da alamazsın!” bunun üzerine Nasrettin Hoca:
- “Senden öğüt değil para istemiştim arkadaşım.”

Para Sevgisi
Cimrinin biri, Nasrettin Hoca’ya, “ Nasrettin Hoca demek parayı sende seviyorsun, fakat neden?” Nasrettin Hoca hemen cevap verir:
- "Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.

Çamurlu Kuyruk
Nasrettin Hoca bir gün eşeğini satmak için pazara götürmüş. Yolda eşeğin kuyruğuna çamur bulaşmış. Nasrettin Hoca bunu görür görmez, onu kesip heybeye koymuş. Pazara geldiğinde bir müşteri eşeği satın almak istemiş. Fakat ilk önce eşeğin bir sakatlığı olup olmadığını araştırmak istemiş. Bu sırada onun kuyruğunun olmadığını görmüş ve:
- “Hey! Bu ne biçim eşek ki? Henüz kuyruğu da yok”, demiş. Bunun üzerine Nasrettin Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Merak etme! Merak etme! Kuyruk yabanda değil. Pazarlıkta uyuşursak heybeden çıkarıp veririm”.

Beş Kuruş
Nasrettin Hoca’nın bakkala elliüç akçe borcu varmış. Nasrettin Hoca bir gün, birkaç eşi-dostuyla çarşıdan geçerken bakkal onu görüp dükkândan fırlamış. Nasrettin Hoca’nın karşısına geçip eliyle para işareti yapmaya başlamış, “borcunu vermezsen seni tanıdıklarının yanında rezil ederim” demek istemiş. Nasrettin Hoca, görmezlikten gelerek başını başka tarafa döndürmüş. Bakkal o tarafa geçmiş, yine aynı işareti yapmış. Bakkalın, bu hareketi devamlı yapması, Nasrettin Hoca’yı fena halde sinirlendirmiş, dostları da işi anlamışlar. Artık sabrı tükenen Nasrettin Hoca, “gel buraya” diye hiddetle bakkalı çağırmış; “bana bak” demiş, “benim sana ne kadar borcum var?” Bakkal, “elliüç akçe” demiş. Nasrettin Hoca, “peki” demiş, “yarın gel yirmisekiz akçesini al, öbür gün gel, yirmisini daha vereyim; etti mi kırksekiz, geriye ne kalır? Topu topu beş akçe. Be hey zalim adam, beş akçeceğiz için beni çarşıda, ele güne karşı rezil etmekten utanmaz mısın?”

Çekirdeğinde Ağırlığı Var
Nasrettin Hoca, hurma yerken çekirdeklerini çıkarmıyormuş. Karısı: “Efendi, hurmayı, çekirdeğiyle mi yiyorsun” deyince “elbette ben hurmayı aldığım zaman hurmacı da hurmayı çekirdekleriyle tarttı da bana verdi” demiş.

Nasrettin Hoca'nın Çilekleri
Bir gün Nasrettin Hoca erken saatlerde güzel bahçesine gider ve birkaç çilek diker. Fakat akşam olduğunda da onları söker ve beraberinde eve getirir. Bu sırada bir tanıdık:
- “Bu ne iştir Nasrettin Hoca?” diye sorar. O da:
- “Ortaklık bozuldu, ne olur ne olmaz. Herkes kendi malını göz önünde tutmalı”, der.

Yeni Uşak
Nasrettin Hoca’nın yeni bir uşağa ihtiyacı varmış. Komşusu Ahmet ona:
- “Ben sana Hasan’ı tavsiye ederim. O çok çalışkan bir işçidir,” demiş. Nasrettin Hoca:
- “İyi, onu bana gönder!” Demiş. Birkaç hafta sonra Ahmet, Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Hasan’dan memnun musun?”
- “Evet, o çok iyi çalışıyor, fakat bana biraz pahalıya mal oluyor. Benden her gün para istiyor.”
- “Bu kadar parayla ne yapıyor ki?” Diye sormuş komşusu. Nasrettin Hoca:
- “Bunu bilmiyorum, şimdiye kadar hiç vermedim ki!”

Uzayan Maşa
Nasrettin Hoca, bedestende dolaşırken tellâlın bir kılıç sattığını görür:
- “Bu kılıç gazidir. On altına satıyorum; bedavadır, bedava!...” Tellâlın yanına varan Nasrettin Hoca, bu kılıcın bu kadar pahalı satılmasındaki kerameti sorar. Tellâl:
- “Nasrettin Hoca, bu kılıç, düşmana uzatıldığı vakit tam beş arşın uzayıverir! “ Nasrettin Hoca, içinden “ya, öyle mi?” der ve koşa koşa eve gelerek büyük mangal maşasını alıp tekrar bedestene döner; maşayı sallaya sallaya bağırmaya başlar:
- “On altına; bedava, bedava!”" Nasrettin Hoca’yı görenler gülüşerek:
- “Bir akça bile etmeyen adi bir ocak maşası on altın eder mi?” Derler. Nasrettin Hoca da onlara şu cevabı verir:
- “Ya, siz adi bir kılıcı biraz önce on altına satıyordunuz!.. “
- “Ama o kılıç, cenkte beş arşın uzar!” Nasrettin Hoca:
- “Eee der, bu maşa da bizin hatunun bana kızıp da şöyle bir kaldırdığı zaman 50 arşın, belki de daha fazla uzuyor.....! “
Karakaçan


Eşeğin Acelesi
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğe binmiş yolda giderken, eşek birden koşmaya başlamış. Kontrolünden çıkan eşeği durdurmaya çalışsa da Nasrettin Hoca başarılı olamamış. Eşeğin sırtında iken Nasrettin Hocanın rüzgar gibi geçtiğini görenler:
- "Hayırdır Nasrettin Hoca, bu telaş da neyin nesi, ne tarafa böyle?" diye sormuşlar. Nasrettin Hoca geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından başını geri çevirerek şöyle cevap vermiş:
- "Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin acele bir işi çıktı da,birlikte oraya gidiyoruz.."

Mısır kadısı
Bir gün Nasrettin Hoca, gene eşeğini kaybeder. Eee, bu kaçıncı! Gayri canına 'tak' eder:
- “Biraz da o beni arayıp bulsun!" diye soylenir. Şuradan şuraya adımını atmaz. Aradan aylar, günler geçer. Karakaçan ne döner gelir, ne bir kuru selam gönderir. Günlerden bir gün Nasrettin Hoca eşekler başı Deli Ömer’i görür ve eşeğinden haber sorar. Deli Ömer:
- “Duymadın mı senin eşek Mısır’a kadı oldu!” Bunu duyunca, Nasrettin Hoca başını sallar:
- “Tevekkeli değil; ben bizim çömeze ders verirken, o da kulaklarını dikip dinliyordu!" der.

Göle Koş
Nasrettin Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı?" diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anırarak, çifte atarak dört nala koşmaya başlar. Nasrettin Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır:
- "Aklın varsa göle koş!

Eşek Nerde?
Nasrettin Hoca İstanbul'a gitmiş. Orada eşeğini kaybetmiş , aramış aramış bulamamış. Bir otele yerleşmiş. Çarşaflar o kadar temizmiş ki yatamamış tutmuş yatağın altına girmiş. Odayı boş gören karı koca odaya yerleşmiş. Adam karısına:
- “Gözlerinde bütün İstanbul'u görüyorum.” demiş. Nasrettin Hoca yatağın altından kafasını çıkarıp:
- “Benim eşeği de görüyor musun?”

Nasrettin Hoca'nın Eşeği Pazarda
Nasrettin Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. Bir müşteri çıkar. Eşeğin yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek onun elini ısırır. Adam sövüp sayarak çekilir gider. Başka bir müşteri çıkar, kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine demirden bir çifte yer. O da topallayarak sövüp sayarak gider. Tellâl gelir:
- “Nasrettin Hoca, bu eşeği kimse almaz. Önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor”. Nasrettin Hoca başını sallar:
- “Zaten ben de onu pazara satmak için getirmedim. İnsanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim” der.

Bildiği
Nasrettin Hoca bir gün eşeğini bulamaz ve basar yaygarayı:
-"Eğer eşeği hemen bulmazsam ben bilirim yapacağımı" diye. Bir kaç saatte eşek bulunur ve Nasrettin Hocaya birisi sorar:
-"Nasrettin Hoca bulunmasaydı ne yapacaktın?", Nasrettin Hoca biraz tebessümle:
- "Ne olacak gidip yenisini alacaktım."

Memnuniyeti
Nasrettin Hoca merkebini kaybetmiş. Hem arar, hem şükredermiş.
- “Arıyorsun iyi, fakat neden şükrediyorsun?”
- “Nasıl şükretmeyeyim ya üstünde ben de olsaydım da beraber gitseydim.”

Nereye
Nasrettin Hoca günün birinde karakaçana binmiş. Fakat bir türlü sahip olamıyormuş. Yolda birisi sormuş:
- “Böyle nereye Nasrettin Hoca?”
- “Eşeğin istediği yere.”

Salıdan Cuma Namazına
Eşeğin üstünde ağır ağır gidiyormuş Nasrettin Hoca. Bir tanıdığı çıkmış önüne:
- “Nasrettin Hoca hayrola, nereye böyle ağır ağır?”
- “Cuma namazına... “
- “Nasıl olur? Bugün daha Salı...” Nasrettin Hoca, eşeğini göstererek şöyle cevap vermiş:
- “İnsanın böyle kocamış bir eşeği olursa, ancak salıdan çıkıp yetişebilir cumaya..”

Getir Cübbemi Al Semerini
Nasrettin Hoca bir gün eşeğine binip ormanın içinden bahçeye gidiyormuş. Yolda küçük ihtiyacı gelmiş. Eşeğini bir ağaca bağlamış. Pahalı cübbesini eşeğin semeri üzerine atmış ve uygun bir yer aramış. Bu arada hırsızın birisi gelip cübbesini çalmış. Nasrettin Hoca döndüğü zaman cübbesinin çalınmış olduğunu görmüş. Bunun üzerine eşeğin semerini alıp omzuna atmış ve şöyle söylemiş:
- “Öyle olsun! Hırsız! Sen benim cübbemi geri vermezsen, ben de senin semerini vermem!”

Nasrettin Hoca ve Heybesi
Nasrettin Hoca bir gün pazara gitmiş. Aldığı zerzevatı heybesine doldurmuş, omuzuna vurmuş, eşeğine binmiş gidiyormuş. Yolda birisi:
- “Efendi!. Efendi! Niye heybeyi eşeğin terkisine koyup da rahat rahat gitmiyorsun?” deyince Nasrettin Hoca şu cevabı vermiş:
- “Hem hayvan bizi taşısın, hem de fazla olarak sırtına bir de heybeyi mi yükletelim?”


Yenisi
Günün birinde Nasrettin Hoca'nın karısı ölür. Fakat Nasrettin Hoca'da ciddi bir üzüntü belirmez. Bir müddet sonra eşeğide ölünce Nasrettin Hoca yas tutmaya başlar. Bu işe şaşıran komşuları sorar:
- "Bu nasıl iş Nasrettin Hoca karın öldüğüne bu kadar üzülmedin, eşeğin öldü bir haftadır ağzını bıçak açmıyor?"
- "Karım öldüğünde hepiniz, üzülme daha genç ve güzel yeni bir hatun buluruz diye beni teselli ettiniz fakat hiç kimse yeni bir eşek alalım demiyor."

Daha ne kadar gideceğiz?
Nasrettin Hoca ile hanımı dört günlük yola daha yeni çıkmışlar. Nasrettin Hoca yola çıkar çıkmaz hanımına:
- "Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye sormuş. Hanımı Nasrettin Hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz kalır." Bunun üzerine Nasrettin Hoca:
- "Desene hatun, yolu yarıladık."

Bizim Çocuklar
Nasrettin Hoca’nın karısı ölür. Ölen karısından beş çocuğu olan Nasrettin Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla evlenir. Nasrettin Hoca’nın yeni eşinden de iki çocuğu olur. Bir gün karısı feryadı basar:
- “Nasrettin Hoca Nasrettin Hoca yetiş! Senin çocuklarla benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar.”

Öldü
Nasrettin Hoca Konya’dayken biri gelip:
- "Karın öldü! demiş. Nasrettin Hoca:
- "Nasıl olsa boşayacaktım, ölsün!"

Hatim
Nasrettin Hoca ve karısı konuşuyorlardı. Karısı:
- “Benim yüzüme bakarken besmele çekiyorsun.” Nasrettin Hoca
- “Ne olmuş yani?” der. Karısı:
- “İmam efendi, karısının yüzüne bakarak yasin okuyormuş.” deyince, Nasrettin Hoca güldü :
- “Ben o kadını görsem, hatim bile indiririm!..”

Sıcak Çorba
Nasrettin Hoca'nın karısı bir kurnazlık düşünmektedir. Derken akşam eve aç dönene Nasrettin Hoca'nın önüne ateşten yeni indirdiği çorbayı koyar. Unutarak dolu kaşığı ağzına götüren kadının ağzı sıcak çorbadan yanınca bir anda gözlerinde ateş fışkırır ve ağlamaya başlar. Karısının ağlamasına bir anlam veremeyen Nasrettin Hoca ne olduğunu sorunca, karısı:
- "Rahmetli annemi hatırladım, o da pek severdi bu çorbayı." der. Nasrettin Hoca kaynanasına pek sevdiğinden rahmetliyi hayırla anarak çorbaya kaşığı sallar. Nasrettin Hoca'da sıcak çorbadan nasibini alınca onunda gözleri yaşarır. Karısı neden ağladığını sorar, Nasrettin Hoca'da:
- "Bir anda rahmetli kayınvalidemin yerinde senin olabileceğin aklıma geldi de."

Aksi
Nasrettin Hocanın karısı ırmakta çamaşır yıkarken kaybolur. Bütün köylü seferber olur dere boyunca cesedini aramaya koyulurlar. Fakat Nasrettin Hoca akıntının tersiden doğru giderek:
- "Sizde onu benim kadar tanısaydınız, hayattayken ne aksi bir kadındı."

Anahtar
Nasrettin Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
- "Nasrettin Hoca, anahtarı nerede düşürdün?",
- "be kadın nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım?"

Ciğer
Nasrettin Hoca evine sık sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı :
- Kahrolası kedi ciğeri yedi, hınzır hayvan ciğeri yemiş, canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş. Bir gün dayanamamış Nasrettin Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
- “Ne yapıyorsun Nasrettin Hoca baltanın dolapta işi ne?” Nasrettin Hoca cevap vermiş:
- “Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.”

Biraz Daha Gideyim mi?
Bir gece yatakta karısı Nasrettin Hoca’ya “Efendi biraz ileri gider misin?” der. Nasrettin Hoca üstünü başını toplar, giyinir ve yola düşer. Epey bir yol aldıktan sonra sabahleyin bir tanıdığına rastlar. Adam:
- “Yahu Nasrettin Hoca böyle sabah sabah nereye gidiyorsun?” der. Nasrettin Hoca da şöyle seslenir adama:
- “Vallahi bilmiyorum, yalnız sen bizim eve git, hanıma sor bakalım; daha gideyim mi, gitmeyeyim mi?”

Görürsem Söylerim
Bir arkadaşı Nasrettin Hoca’ya gelmiş.
- "Bana bak Nasrettin Hoca, kulağını bükmesi benden... Şu karına bir şey söyle, sabahtan aksama kadar ev ev dolaşıyor, konu komşu bırakmıyor... Söyle de azıcık evinde otursun." Nasrettin Hoca:
- “Peki, görürsem söylerim...”

Evlilik Hazırlığı
Nasrettin Hoca habire döşeme tahtalarını söküp tavana, tavan tahtalarını da söküp döşemeye çakıyor. Bunu gören komşular merâkla olayın nedenini sormuşlar.
- “Yakında evleneceğim, demiş Nasrettin Hoca, İnsan evlenince evin altı üstüne gelir derler ya, bende bari şu tamirle iki masrafı bir edeyim dedim!”

Aklı
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- “Karın aklını kaybetti..” demişler. Nasrettin Hoca düşünmeye başlamış.
- “Ne düşünüyorsun Nasrettin Hoca?” diye sormuşlar.
- “Bizim karının aklı zaten yoktu ki, kaybetsin. Acaba başka bir şey mi kaybetti diye düşünüyorum”

Nasıl
Nasrettin Hoca bir gün karısının bilgisi denemek amacıyla sorar.
- “Karıcığım, ölü bir adamın, ölmüş olduğunu nasıl anlarsın?” Karısı şu cevabı vermiş:
- “Kendisine sorarım.“

Kaybettin
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Karısına:
- “Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver,” diye seslenir. Karısı da:
- “Efendi, benim işim var, sen yemleyiver,” der. Nasrettin Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
- "Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver der." Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken iş kızışır. Kim önce konuşursa eşeğe o yem vermek üzere bahse tutuşurlar. Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Nasrettin Hoca’yı görünce kaçacak olur. Ama Nasrettin Hoca'dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Nasrettin Hoca’nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
- “Bu ne hal Efendi! diye çığlık atar.” Nasrettin Hoca yattığı yerden doğrularak:
- “Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin.”

Sen düştün
Nasrettin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra dul bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Nasrettin Hocaya sürekli eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim eski kocam şöyle yapardı, böyle yapardı... Nasrettin Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş aman Nasrettin Hoca niye attın beni. Nasrettin Hocanın da cevabı hazır:
- “Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben bide eski kocan üçümüz sığamadık sende düştün”

Evlilik
Nasrettin Hocaya evlilik ne demektir diye sormuşlar Nasrettin Hocada:
- "Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama"

Gezgin
Arkadaşları Nasrettin Hoca'ya, takılırlar:
-"Nasrettin Hoca, sizin hanım akşama kadar kapı kapı dolaşıyor."
-"Olur mu canım dediğiniz kadar dolaşsaydı bize de bir ara uğrardı!"

Kimi Kimden Sorarsınız?
Nasrettin Hoca’nın karısı ölür. Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada imam, usule uyarak cemaate hitaben sorar:
- "Merhumeyi nasıl bilirsiniz?" Herkes beraberce:
- "İyi biliriz!" der denmez koşa koşa imamın yanına gelen Nasrettin Hoca:
- “Aman, aman! Sen onu benden sor; kimi kimden soruyorsun!”

Kim Tuhaf?
Nasrettin Hoca, bir gün yolda giderken, birisi ona gülünç bir soru sormuş:
- “Nasrettin Hoca, senden önce ve senden sonra evlenenleri tuhaf bulmuyor musun?”
- “Her ikisini de tuhaf buluyorum”, demiş Nasrettin Hoca.
- “Neden böyle”, diye bir daha sormuş arkadaşı.
- “Neden mi? Benden önce evlenenlere, bana hiç öğüt vermedikleri için kızıyorum. Benden sora evlenenler de, onlara hiç öğüt vermediğim için, bana kızıyorlar.”

Dişi mi Yoksa Erkek Miydi?
Biri Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Gagasında zeytin dalı ile Nuh Peygamber’e geri gelen güvercin dişi miydi yoksa erkek miydi?”
- “Tabii ki, erkekti, şayet dişi olsaydı, o kadar süre ağzını kapalı tutamaz ve zeytin dalını getiremezdi.”

Fark Var
Bir gün Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
- “Nasrettin Hoca, bir adam karısını öperse orucu bozulur mu?”
Nasrettin Hoca şu cevabı vermiş:
- "Yeni evlenmişlerse bozulur, amma ikinci senede bilmem. Üçüncü senede ha bir tahtayı öpmüş, ha karısını.

Hangisi
Nasrettin Hoca’nın bir zamanlar iki karısı vardı. Bunlardan biri yaşlı diğeri genç ve güzeldi. Bunlar bir gün Nasrettin Hoca’ya beklenmeyen bir soru sorarlar:
- “Akşehir gölünde kayığımız devrilse hangimizi kurtarırsın?” Nasrettin Hoca cevap vermeden kurtulamayacağını anlayınca, yaşlı karısına döner ve şöyle der:
- “Hanım sen biraz yüzme biliyordun galiba?”

Kapalı Kapının Ardından
Nasrettin Hoca’nın karısı geceleri komşu komşu gezermiş. Buna pek canı sıkılan Nasrettin Hoca, bir gece, karısı yine evde yokken kapıyı arkasından sürgülediği gibi yatağına yatmış. Kadıncağız, geç vakit eve döndüğü zaman çalmış çalmış açtıramamış kapıyı. Nasrettin Hoca’nın kızdığını anlayarak, yalvarıp yakarmaya başlamış:
- "Vallâhi, billâhi, bir daha seni yalnız bırakıp bir yere gitmeyeceğim canım kocacığım! Aç kapıyı; bu saatte ben nereye gideyim?.. Kadın, bakmış olacak gibi değil, bağıra, bağıra: - "Bari, kendimi şu kuyuya atayım da kurtulayım!. Ve eline geçirdiği büyük bir taşı, kapı önündeki kuyuya atarak bir kenara çekilmiş. Nasrettin Hoca, bir süre yine aldırmamış, sonra hiddeti geçerek: “Şu hatunu kuyudan kurtarayım!” deyip kapıyı açmış. Fakat tam o sırada kadın, evden içeri girivermiş; kapıyı kapadığı gibi Nasrettin Hoca’yı sokakta bırakıp bağırmaya başlamış:
- "Yeter artık senden çektiğim, bana rahat yüzü göstermedin; her gece arkadaş dedin, sohbet dedin gezip tozdun. Alacağın olsun senin!..." Nasrettin Hoca, karısının feryadı üzerine sokaklara dökülen komşulara dönmüş:
- "Komşular görenler ve bilenler Allah için söylesin!

Yaşı Hakkında Mı?
Bir komşu Nasrettin Hoca’ya koşa koşa gelmiş:
- "Aman Nasrettin Hoca! Bizim evde karılarımız kavga ediyorlar, çabuk gel," demiş. Nasrettin Hoca hiç aldırış etmeden şöyle sormuş:
- “Yaş hakkında mı, yoksa görünüş hakkında mı?”
- “Hayır, başka bir şey hakkında, diye cevaplandırmış komşu!”
- “Öyle ise evine git ve merak etme şimdiye kadar çoktan barışmışlardır.”

Bana göstermede
Düğünden sonra Nasrettin Hoca ilk defa gelini görecektir. Yüzündeki yaşmağı kaldırınca birde ne görsün sanki dünyanın en çirkin kadını karşısında duruyor! Nasrettin Hoca olduğu yerde donakalmış. Bu sırada yeni gelin mahcup bir şekilde mahrem olmayan akrabalarını öğrenmek için sorar:
- "Emrindeyim Nasrettin Hoca. Kimlere yüzümü gösterebilirim?" diye sorunca Nasrettin Hoca:
- "Bana göstermede kime istersen gösterebilirsin."

Sorumluluk
Nasrettin Hoca'nın yanına telaşla gelen bir komşusu:
- "Yetiş Nasrettin Hoca evin yanıyor!" Nasrettin Hoca gayet sakin:
- "Biz evlenirken hanımla yaptığımız anlaşmaya göre ben çalışıp kendimizi geçindirdiğim sürece evle ilgili her türlü sorumluluk ona aittir. Şimdi sakin ol ve karımı bulup bunları ona anlat.

Mavi Boncuk
Nasrettin Hocanın iki tane hanımı varmış. Bunlara değişik zamanlarda birer mavi boncuk vererek kesinlikle diğer eşine veya başka bir kimseye göstermemesini tembih etmiş. Bir gün hanımlar Nasrettin Hoca'nın yanına gelerek sormuş:
- "Nasrettin Hoca hangimizi daha çok seviyorsun?" Nasrettin Hoca hemen işi bağlamış.
- "Sadece mavi boncuk verdiğimi daha çok seviyorum.

Onunla Yaşamak İstemiyorum
Nasrettin Hoca boşanmak istiyormuş, bundan dolayı mahkemeye gitmiş. Kadı birkaç bilgi edinmek istemiş ve Nasrettin Hoca’ya karısının adını sormuş:
- “Bilmiyorum” demiş Nasrettin Hoca:
- “Kaç yıldır evlisiniz?”
- “Kırk yıldır.”
- “Kırk yıldır evlisiniz de nasıl olur da hanımınızın ismini bilmezsiniz?”
- “Ne yapayım; onunla geçinmek istemedikten sonra ismini öğrenmeme ne gerek var”

Ölü
Nasrettin Hoca Yolculuğu sırasında tenha bir yer olan mezarlıkta elbiselerini yıkar kuruması için astığı bir sırada kuvvetli bir rüzgar esip giysilerini alıp götürmüş. Nasrettin Hoca da giysilerinin ardınca koşarken birkaç yolcuya rastlamış. Yolcular, böyle çıplak halde mezarlıkta ne aradığını sormuşlar. Nasrettin Hoca da:
- “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime gidiyorum” demiş.

Fincancının Katırları
Nasrettin Hoca bir gece mezarlıktan geçerken aniden ayağı kayar ve eski bir mezarın içine düşer. O anda aklına geceyi orada bir ölü gibi geçirerek yazıcı melekleri görme fikri gelir. Hemen yatar ve beklemeye başlar. Bir süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan fincancı kervanından yükselen katırların çan sesleri, katırcıların konuşmaları, homurtular derken iyice yaklaşan seslerden korkan Nasrettin Hoca kıyamet vakti geldi sanarak dışarıda ne olduğunu görmek için mezardan dışarı çıkınca bir anda yarı çıplak Nasrettin Hoca'yı gören katırlar ürker. Hortlak görmüş gibi her biri bir tarafa kaçışan katırlar bütün yükleri yerlere yuvarlar, küfelerdeki porselen tabak çanak fincanları zayi ederler. Bunun üzerine sinirlenen fincancılar koşup Nasrettin Hoca'yı yakalarlar:
- "Be adam gecenin bir vakti ne yapıyorsun burada?" derler. Nasrettin Hoca korkudan kekeleyerek
- "Be be ben öbür dünyadan geldim. Bir bakayım burada işler nasıl gidiyor." Deyince adamlar Nasrettin Hoca'yı bir güzel pataklarlar. Bin perişan eve dönen Nasrettin Hoca'yı telaşlı karısı karşılar:
- "Ee anlat bakalım ne bu halin? Öbür dünya nasıl? Ne var?...Nasrettin Hoca biraz vakurlu biraz üzgün:
- "Hiç bir şey. Ta ki fincancı katırlarını ürkütene kadar!"

Haddini Bil
Nasrettin Hoca tarlada çalışırken yorulunca ceviz ağacının gölgesine oturur ve kendi kendine:
- "Şu işe bak kocaman kabaklar yerdeki ufacık sapa bağlı, küçücük cevizler koca ağaçta asılı.." daha Nasrettin Hoca bunları düşünürken ağaçtan kafasına bir ceviz düşünce hemen:
- "Ey büyük Allah'ım bu günahkar kulunu affet, senin işinin hikmetinden sual olunmaz ya şu ağaçta kabak gibi cevizler yetişseydi halim nice olurdu."

Dert Çekme
Nasrettin Hoca Nasreddin çift sürerken boyunduruğun kayışı kopar. Nasrettin Hoca derhal başından sarığını çıkarıp kayışı yerine bağlar. Kısa bir zaman sonra tülbent de dayanamayıp kopar. Nasrettin Hoca tülbende hitap ederek:
-"Sen de gör, zavallı kayış ne bela çekermiş" der.

Bu Nasıl Ülke
Nasrettin Hoca, bir kış günü köye gitmek için yola çıkar. Her taraf buz tutmuştur. Birden çevresini köpekler sarar. Taş almak için eğilir. Ama hangi taşa el atsıysa bir türlü yerinden kıpırdatamaz. Köpeklere bakarak elini açar:
-"Ey Allah'ım bu nasıl ülke? Taşları bağlayıp köpekleri salmışlar."

Bulmak Zevki
Nasrettin Hoca yine bir gün merkebini kaybetmiş, çarşıda bağıra bağıra:
- "Benim merkebimi kim bulursa, yularıyla, semeriyle müjde olarak ona vereceğim, diyerek herkese bildirmiş. Birisi:
- “Nasrettin Hoca, merkebi semeriyle, yularıyla bulana tekrar verdikten sonra, ha kaybetmişsin, ha kaybetmemişsin bir şey fark eder mi? Bundan sen ne kazanmış olacaksın!”
Diye sormuş, Nasrettin Hoca gülerek:
- “İyi amma, ya bulmak zevkini o kadar önemsiz mi zannediyorsun”

Uykusu Kaçmış Da!
Bir yaz gecesi Nasrettin Hoca’nın uykusu kaçmış. Uykusuzluktan ve can sıkıntısından evde duramayınca kendini sokağa atmış. Yolda, nöbetçi subaşıya rastlamış. Subaşı:
- “Nasrettin Hoca, böyle gece yarısı burada ne arıyorsun?...” diye sorunca Nasrettin Hoca, esneyerek cevap vermiş:
- “Hiç, uykum kaçtı da onu arıyorum.”

Eski Zamandan
Nasrettin Hoca yer altında bir ahır yapmak hevesine kapılmış. Toprağı kaza kaza her şeyden habersiz bir halde komşunun ahırına geçmiş. Bir sürü öküz görünce koşa koşa karısının yanına gitmiş.
- “Hanım, hanım!” diye bağırmış. “Müjdemi isterim! Eski zamandan kalma bir ahır ve birçok öküz buldum”.

Korkunç Hata
Nasrettin Hocanın uykusu kaçmıştı ve pencereden dışarıyı seyrediyordu. Bir anda ilerideki ağaçların arasında hayalete benzer iki şeyi havada dans eder gibi gördü. Hemen okunu hazırlayıp pencereyi açarak fırlattı. İsabet ettirmişti. Fakat bir anda sevinmesi yerini şaşkınlığa döndü çünkü hayalet sandığı görüntü karısının gündüz yıkayıp kuruması için astığı kendi entarileriydi. Nasrettin Hoca "ne korkunç bir hata" diye söylendi. Çok şükür Allah'ım ya içinde bende olsaydım.

Hesaba Ekle
Komşu köyde birinden alacağı olan Nasrettin Hoca ne kadar bastırdıysa da bir türlü parasını alamaz. Tekrar evinin yolunu tutan Nasrettin Hoca oldukça yorulmuş bir o kadar da acıkmıştır. Az sonra bir fırının önüne yaklaşan Nasrettin Hoca yeni pişmiş ekmeklerin kokusunu da duyunca açlığı ikiye katlanmış. Ama işe bak ki kesede tek kuruş yok ekmek almaya. Derken fırına girmiş bir bakmış etrafta kimsecikler yok. Utanarak bir ekmeği aldığı gibi oradan sıvışmış. İleride çökmüş bir ağacın altına ve başlamış yalvarmaya: Ey büyük Allah'ım senin merhametin sonsuzdur, ne kadar aç olduğumu sen daha iyi biliyorsun hata ettim bir günaha girdim, affet beni... Fırıncıya olan borcumu da alacaklı olduğum adamın hesabına ekle.

Böyle Olmalı
Nasrettin Hoca kıyı boyunca uzun bir yolculuk yapmaktadır. Fakat gel gör ki bu sıcak havada suyu da bitince susuzluktan dudakları bile kurumuştur. Ne kadar kendini sıksa da susuzluğa dayanamaz ve biraz olsun belki susuzluğumu dindirir diye deniz suyundan içmeye karar verir. Ama nerede! Susuzluğunu dindirmesi bir yana Nasrettin Hoca tuzlu suyu içince içi bir kat daha yanar. Yola bir miktar devam edince bir tatlı su birikintisine rast gelir ve kana kana içer. Sonrada kavuğunu çıkararak içine su doldurur ve kendinden emin adımlarla denizin kıyısına gelir ve kavuğundakini denize doğru savurarak:
- “Bırak kabarmayı, dalgalanıp köpürmeyi su dediğin böyle olur.”

Hak etmiş
Nasrettin Hoca su içmek için bir çeşmenin başına gelir fakat bakar ki çeşmenin ağzı bir ağaç parçasının ucuna bez sarılarak kapatılmış. Ayağını çeşmenin duvara yaslayıp şöyle bir asılınca tıkacın yerinden çıkmasıyla birlikte çeşmeden fışkıran su Nasrettin Hoca'yı baştan aşağı ıslatır. Homurdanarak yerinden kalkan Nasrettin Hoca:
- "Belli ki hak etmişsin de ağzını böyle tıkamışlar.

Kalıp
Nasrettin Hoca özel bir iş için şehre iner. Fakat ne kadar uğraştıysa da bir türlü istediği sonucu elde edemez. Bir arkadaşının tavsiyesiyle 40 gün boyunca şehrin en büyük camiinde her vakit dua eder fakat sonunda yine bir şey çıkmaz. Ertesi gün sabah namazına yakındaki küçük bir camiye gider ve çaresizlik içerisinde yana yakıla ihlasla Allah'a yalvarır. Nasrettin Hoca'nın duası kabul olur ve öğlene kalmaz hemen işini istediği gibi halleder. Sonra büyük camiye giderek bağırmaya başlar:
- “Kalıbından utan, küçücük caminin yaptığını 40 günde yapamadın.”

Ayın yeri
Nasrettin Hoca bir gece kuyudan su çekmeye gider fakat bir de ne görsün. Ay kuyuya düşmüş. Bir koşu eve gider ve çengeli alır. Sallar kuyuya fakat ne kadar uğraştıysa da bir türlü çıkaramaz. Bir ara çengel kuyunun dibinde bir taşa takılınca Nasrettin Hoca gayretle asılır, ıkınır, sıkılır... Tam o sırada çengel sıyrılır ve Nasrettin Hoca sırt üstü yere serilir. Bir bakar ki ay gök yüzünde:
- “Eh kolay olmadı ama sonunda yerine koyduk.”

Birlikte Gelin
Nasrettin Hoca kilerden bir şeyler almak için içeri girer fakat içerisi karanlık olduğundan bir anda içi patates dolu bir eleğin kafasına düşmesiyle kendini yerde bulur. Biraz sonra kedini toparlar ve ayağa kalkar. Bir kaç adım atmıştı ki ayağı eleğe geçince tekrar yere düşer. Başından sonra sırtını da inciten Nasrettin Hoca birazda sinirle eleğe bir tekme savurur. Elek duvardan seker ve Nasrettin Hoca'nın alnını çizer. Nasrettin Hoca sonunda dayanamaz ve duvarda asılı yatağan kılıcına sarılarak:
- “Hadi bakalım elekler! Şimdi hanginiz gelse umurumda değil.”

Damdan Düşen Gelsin
Nasrettin Hoca evinin çatısını aktarırken dengesini kaybedip yere düşer. Tüm ahali etrafına yığılıp ne yapabileceklerini tartışırken, Nasrettin Hoca:
- “Bana damdan düşen birini getirin.” demiş.


Kibir
- "Nasrettin Hoca senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Nasrettin Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya etrafındakilere güzel bir ders vermek istemiş...
- "Her halde öyle olmalı." demiş. Çevresindekiler ağacı yanına getirmesi yönünde:
- "O zaman göster bakalım kerametini derler." Nasrettin Hoca;
- "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!.." der ama tabii ne gelen ağaç var ne giden. Nasrettin Hoca biraz durduktan sonra kendisi ağacın yanına gider. Halk,
- "Ne oldu Nasrettin Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" der ve gülerler, Nasrettin Hoca;
-"Bizde kibir yoktur, ağaç yürümezse kul yürür" der.

Hepsini
İlme değer vermeyen zengin bir adam Nasrettin Hoca’yla aşağılamak için:
- “Nasrettin Hoca sen bu kitapların hepsini sürekli okuyor musun gerçekten?” diye alaylı bir ifadeyle sorar. Nasrettin Hoca:
- “Senin kaç evin ve koyunun var?” diye sorunca, adam:
- “O kadar çok ki sayısını ben bile bilmiyorum.” deyince Nasrettin Hoca cevabı yapıştırır:
- “Sen o evlerin hepsinde yaşayıp koyunların hepsini de yiyor musun?”

Adam Olmak
Nasrettin Hocaya bir gün:
- "Adam olmanın yolu nedir?" Diye sormuşlar. Nasrettin Hoca şu cevabı vermiş:
- "Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın çaresine bakmalı. Kendi söylediği sözü yine kendi kulağı işitmeli!

Gerçek Nasrettin Hoca
Nasrettin Hoca kırda dolaşırken bir deli çobana rastlar. Çoban:
- “Sen Nasrettin Hoca mısın?” diye sorar. Nasrettin Hoca:
- “Evet,” der.
- “Sana bir şey sorsam bilir misin?”
- “Bilirim sor!...” der.
- “Bilmezsen sormayayım. Zira kime sorduysam cevap veremedi.”
- “Sor dedik ya...” der.
- “Her ay yeni ay çıkıyor, sonra incelip kayboluyor. Sonra yine yenisi çıkıyor. O eskilerini ne yapıyorlar?” Nasrettin Hoca şöyle bir deliye bakar:
- “Bu kadarcık şeyi bilemedin mi?... Bir kısmını kırpıp kırpıp yıldız yaparlar, gökyüzü onlarla dolu. Bir kısmını da uzatırlar şimşek yaparlar, yağmurlu ve fırtınalı günlerde kılıç gibi uzar, sen bunları hiç görmedin mi?” der. Çoban biraz düşünür ve daha sonra:
- “Aferin be sen gerçekten tam bir Nasrettin Hocaymışsın. Ben de öyle düşünüyordum.”

Adamına Göre
Nasrettin Hoca arkadaşıyla birlikte yolda yürürken yanına yanaşan iyi giyimli bir dilenci Nasrettin Hoca'dan sadaka ister. Nasrettin Hoca:
- "Alacağın parayla ne yapacaksın?" diye sorunca dilenci:
- "Kendime yeni bir elbise ve ayakkabı alacağım, sonra arkadaşlarıma yemek ısmarlayıp akşama da kahvehaneye gideceğim." der. Nasrettin Hoca cebinden bir altın çıkarıp verir, biraz yürüdükten sonra üstü başı eski bir dilenci daha yanaşır ve para ister. İsteme sebebi olarak da yemek için peynir ve ekmek alacağını söyler. Bu defa Nasrettin Hoca yeni bir elbise, ayakkabı, arkadaşlarıyla beraber yemek yeme ve sonrada kahvehaneye gidip gitmeyeceğini sordu. Dilenci:
- "Ben dindar birisiyim, vaktimin çoğunu ibadetle geçiririm, sorduğun şeyler için istemiyorum" der. Nasrettin Hoca elini kesesine atıp bir kuruş verir. Durumu merak eden arkadaşına da:
- "İlk dilencinin masraflı alışkanlıkları var rahat bir hayat istiyor, diğeri ise nefsinin isteklerini kırarak yaşayan sade bir insan." şeklinde izah eder.


Ayın Değeri
Nasrettin Hoca bir gün pazarda dolaşırken adamın biri yanına yaklaşıp:
- “Nasrettin Hocaefendi bu gün ay kaça geldi?” demiş.
Nasrettin Hoca da adama:
- “Valla bilmiyorum. Bugünlerde hiç ay alıp satmadım.”

Davetiye
Nasrettin Hoca'nın komşusu evlenirken Nasrettin Hoca'dan davetiye dağıtmasını istemiş. Nasrettin Hoca şehirde kendini beğenmiş olarak ün kazanan bir zenginin davetiyesini vermeye gitmiş.Nasrettin Hoca'yı gören zengin sinirinden :
- "Davetiyeleri dağıtmaya iyi bir insan bulamamışlar mı?" demiş. Nasrettin Hoca :
- "İyi insanlar da vardı, ama onlar iyi insanların davetiyelerini vermeye gitti," diye cevap vermiş

Benden Yana mısın? Ayıdan Yana mı?
Nasrettin Hoca bir gün yolda yürürken yanına bir adam yaklaşıyor ve şöyle diyor;
- "Nasrettin Hoca, şimdi bir ayı gelse ne yaparsın?" Nasrettin Hoca hemen yerden iki taş alır ve bunlarla kendimi savunurum, diyor. Adam tekrar soruyor;
- "Diyelim ki taş yok o zaman ne yapacaksın? Nasrettin Hoca bu sefer;
- "Kaçarım," diyor. Adam da;
- "Ayı senden hızlı koşar ve seni yakalar, o zaman ne yapacaksın? Nasrettin Hoca;
- "Ağaca çıkarım, diyor. Adam tekrar;
- "Ayı da ağaca çıkar, o zaman ne yapacaksın?" Nasrettin Hoca artık dayanamaz ve şöyle der;
- "Bre hain, bre hain sen benden yana mısın yoksa ayıdan yana mısın?"

Ben Uyuyorum
Bir gün Nasrettin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş:
- “Nasrettin Hoca, uyudunuz mu?”
- “Buyurun bir şey mi var?”
- “Biraz borç para isteyeyim demiştim.” Nasrettin Hoca hemen horlamaya başlayıp:
- “Ben uyuyorum!”

Çaresi
Nasrettin Hoca pazara giderken mahalleden şakacı biri yanına gelip:
- “Efendim akşam uyurken fare ağzıma kaçtı. Bunun çaresi nedir?” Nasrettin Hoca:
- “Çaresi kolay acıkmış bir kediyi yutun!” demiş.

Kardeşlik
Bir gün Nasrettin Hoca eşeği ile giderken bir komşusuna rastlamış. Adam Nasrettin Hocayla alay edip :
- “Nasrettin Hoca, iki kardeş nereye gidiyorsunuz?” diye sormuş. Nasrettin Hoca:
- “Evet efendim, kardeşiniz ‘canım sıkıldı bir ahbabın evine götürün’ dedi de onu sizin eve götürüyorum. Size rastladık yolumuz kısaldı”

Halep Oradaysa Arşın Burada
Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş:
- "İşte ben güçlü ve maharetli bir adamım. Evet ben Halep'te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!.." Nasrettin Hocada bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp :
- "Yaa demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim." Adam hık mık etmiş.
- "Ama ben Halep'te atladım." demiş Nasrettin Hoca kızmış :
- "Canım Halep oradaysa arşın burada."

Taşradan Haberler
Adamın biri gezdiği yerlerdeki olayları anlatmaktadır; su baskınları, yangınlar, kudurmuş köpekler, cinayetler.... Nasrettin Hoca bir süre dinledikten sonra sözünü keser:
- "Taş üstünde taş kalmazdı dolaşsaydın hala taşrada".

Cimri
Bencil bir adam çaya düşmüş. Başlamış çırpınmaya.Hemen koşup köylüler. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış. Tam göz göre göre boğuluyormuş ki !Nasrettin Hoca seslenmiş:
- “Yahu! o vermeyi bilmez. ‘Elimi al’ diye bağırsanıza”

Tavuklar Arasında Bir Horoz
Nasrettin Hoca’nın ahbapları toplanıp, Nasrettin Hoca’ya bir oyun oynamaya karar vermişler. Her şeyi önceden hazırladıkları gibi yapmak için de anlaşmışlar. Bu sırada Nasrettin Hoca olacaklardan habersiz bir şekilde dostlarını görünce sevinmiş; “Çok şükür, sohbet edecek birkaç dost var” deyip tesbihini sallaya sallaya yanlarına gitmiş. Dostları:
- “Nasrettin Hoca Efendi, Nasrettin Hoca Efendi, temizlik imandan gelir. Biz hamama gidiyoruz, sen de gelir misin?” dediklerinde Nasrettin Hoca, “Tabii gelirim, hemen gidelim” deyip onlara katılmış. Hamamın önüne gelmişler:
- “İşte, bu civarın en güzel hamamı... Ne dersiniz Nasrettin Hoca Efendi, girelim mi?” diye sormuşlar. Nasrettin Hoca da “Hay hay!” deyip kabul etmiş. Hamamda güzel güzel yıkandıktan sonra, havadan sudan konuşurlarken biri:
- “Bir teklifim var. Hepimiz yumurtlayalım. Kim yumurtlayamazsa hamam paralarını o ödesin” demiş. Biraz sonra hepsi, “Gıt gıt gıdaaak... Gıt gıt gıdaaak...” diye gıdaklamaya başlamışlar. Sonra da daha önce sakladıkları yumurtaları birer birer çıkarıp ortaya koymuşlar. Nasrettin Hoca bir oyuna geldiğini hemen anlamış. İçinden “şimdi gösteririm ben size” diyerek “Kukurikuuuuuu, kukurikuuu!” diye ötmeye başlamış. Dostları hayretler için